1919 yılının Mayıs ayında, gri bir sabahın içinde, Bandırma adında küçük ve yorgun bir vapur Samsun limanına yanaştı. Güvertesinden inen adamın elinde ne bir ordu vardı ne de bir hazine. Yanında yalnızca bir karar taşıyordu. O kararın adı bağımsızlıktı ve o gün bir milletin yeniden doğuşu başladı.

19 Mayıs'ı her yıl anarken çoğu zaman tarihin o tek anına bakarız. Oysa o sabah verilen ders, bir tarihten çok bir yöntemdir. Mustafa Kemal vatanı yalnızca toprak olarak görmedi. Onun için vatan, iradenin, aklın ve gelecek tasavvurunun bir araya geldiği yerdi. Toprak işgal edilebilirdi ama irade işgal edilemezdi. İşte o irade, Samsun'un kıyısında yeniden ayağa kalktı.

Toprağın Ötesinde Bir Vatan

Bugün haritalara baktığımızda sınırları net çizgilerle görüyoruz. Ancak bir milletin bütün sınırları o çizgilerden ibaret değil. Yirmi birinci yüzyılda her ülkenin ikinci bir coğrafyası var. Kablolardan, sinyallerden, sunuculardan ve veriden oluşan, gözle görülmeyen ama her gün üzerinde yaşadığımız bir coğrafya bu.

Bir hastanenin kayıtları, bir bankanın hesapları, bir devletin hafızası, sıradan bir vatandaşın fotoğrafları. Bunların hepsi artık o görünmez coğrafyada duruyor. Ve tıpkı toprak gibi, bu alan da savunulmadığında el değiştiriyor. Adını koymak gerekirse buna siber vatan diyoruz.

Siber vatanın işgali tank sesiyle gelmez. Sessizdir. Bir gece yarısı, fark edilmeyen bir bağlantıyla, küçük bir ihmalle, zayıf bir parolayla başlar. Düşman kapıdan değil, açık unutulmuş bir pencereden girer. Bu yüzden onu korumak, bu yüzyılın en sessiz ama en gerçek vatan görevidir.

Tam Bağımsızlığın Yeni Hâli

Atatürk bağımsızlığı hiçbir zaman yalnızca askeri bir kavram olarak görmedi. Onun tam bağımsızlık dediği şey ekonomiyi, kültürü, bilimi ve üretimi de içine alıyordu. Bir milletin başkasının iznine muhtaç olduğu her alan, o milletin özgürlüğünde açılmış bir gedik demekti.

Aynı ölçüyü bugüne taşıyalım. Verisini kendi ülkesinde tutamayan, ağını kendi mühendisleriyle koruyamayan, güvenliğini bütünüyle başkasının yazdığı kurallara emanet eden bir ülke tam anlamıyla bağımsız sayılır mı? Cevabı 1919'un mantığı veriyor. Bağımsızlık bölünmez bir bütündür. Dijital alanda eksik kalan bir egemenlik, gerçek bir egemenlik değildir.

İşte siber vatan kavramı tam burada anlam kazanıyor. Yerli ve milli bir güvenlik anlayışı, modaya uyulmuş bir slogan değil, doğrudan 19 Mayıs ruhunun bugünkü karşılığıdır.

Nöbeti Devralan Gençlik

Mustafa Kemal "Bütün ümidim gençliktedir" derken bir teselli cümlesi kurmuyordu. Bir görev tanımı yapıyordu. Her kuşağın kendi Samsun'u, kendi çıkışı vardır.

Bu yüzyılın gençleri siber vatanın nöbetini bir ekranın başında tutuyor. Geceyi log kayıtlarının içinde geçiren bir analist, bir zafiyeti kapatmak için saatlerce uğraşan bir mühendis, ilk kez bir saldırıyı fark eden genç bir öğrenci. Hepsi, farkında olsun ya da olmasın, aynı kıyıda duruyor. Silahları değişti ama görevleri aynı kaldı.

DSET olarak işimizi de bu çerçevede görüyoruz. Adli bilişimde bir gerçeği ortaya çıkarırken, kaybolmak üzere olan bir veriyi geri getirirken, bir kurumu saldırıdan korurken ya da akademimizde yeni bir uzman yetiştirirken aslında tek bir iş yapıyoruz. Siber vatanın bir köşesinde nöbet tutuyoruz.

Kıyı Hâlâ Orada

19 Mayıs 1919'da Samsun'un kıyısı bir başlangıçtı. Bugün o kıyı, bir terminal ekranının soğuk ışığında yeniden karşımızda. Meşale aynı meşale. Yalnızca onu taşıyan eller ve taşındığı zemin değişti.

Bağımsızlık bir zaman göklerde konuşuldu, denizden geçti, dağlarda kazanıldı. Şimdi sıra, görünmeyen ama hepimizi saran o yeni coğrafyada. İstikbal hâlâ bizim ellerimizde. Yeter ki nöbeti boş bırakmayalım.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.